ADANA'DA GEZİLECEK GÖRÜLECEK YERLER

ADANA GEZİLECEK YERLER

Türkiye’de yaşayan birçok insan için Adana şehri kebap ve adliyesi dışında pek bilinmez. Halbuki bu şehir gezip görenlerin gönlünde de plakası gibi ilk sırada olmaya adaydır. Fazla sıcak kanlı ve yardımsever insanların memleketi bu şehri, sadece Çukurova’dan ibaret sanmak da çoğu gezginin düştüğü hatalardandır. Torosların bittiği yerden Akdeniz’e kadar olan, Adana’nın sıcağından bunalıp güneşe sinirlenen insanları ile ünlü kısım kadar, Toros dağlarında yılın altı ayı karlar altında yolları kapanan yaylaları da gezip görmek, gezmeyi seven ve doğa tutkunları için değişik bir tecrübe olacaktır.

Bu yazıda Adana sıcağından başlayarak çok daha farklı bir iklime doğru bir yolculuk yapacağız. Öncelikle Adana’ya ulaşım yurt içi ya da yurt dışından oldukça kolay. Yurt içinde en uzak şehirden bile erken rezervasyon ile çok uygun fiyatlara uçak bulmak mümkün. Havalimanı şehrin merkezine oldukça yakın. Şehir merkezine beş kilometre mesafedeki havalimanından en uygun ve hızlı ulaşım taksi diyebiliriz. Daha yakın bir şehirden geliyorsanız tabii ki otobüs de uygun olacaktır. Otobüs terminali de havalimanı gibi şehir merkezine çok yakın. Otobüsten indiğinizde yine ulaşım için taksi en hızlı ulaşım yolu olarak karşımızda. Otobüs ile de şehir içinde istediğiniz her yere ulaşabilmeniz mümkün. Eğer tren yolculuğundan hoşlanıyorsanız ve Adana’nın kuzeyinden geliyorsanız tren ile ulaşım kesinlikle tavsiye edilir. Zamanınız varsa Torosların yeşilinden Adana’ya gelen bu yolda yapılan yolculuk mutluluk görmemek is pişmanlıktır denilebilir. Tabii ki kendi aracınızla gelecekseniz yol seçimi tamamen keyfinize göre seçilmeli. Adana’ya, Mersin, Kayseri, Maraş ya da Antep tarafından giden bütün yollar gezmeyi seven insanlar için farklı deneyimler ve kesinlikle unutamayacağı hatıralar bırakacaktır.

Adana’ya ulaştıktan sonra şehirde gezecek yerlerden seçim yapmak gerekecek. Ama önce karnınızı doyurmanız, aç değilseniz de artık zaruridir. Kebabın en ünlüsünün kentine gelip de fazla belemek yersiz olacaktır. Şehir merkezine ulaştıktan sonra herhangi bir kebapçıya girebilirsiniz. Çoğu kebapçıda kebabın tadı ve sunumu arasında çok büyük fark olmayacaktır. Fiyatlar her keseye uygun denilebilir. Adana’da tabii ki Adana kebap yiyeceksiniz ancak bunu isterken kıyma kebap demeniz gerekecek. Evet doğru duydunuz, Adana’da Adana kebaba kıyma denir. Adana mutfağı sadece kebaplardan ibaret değil elbette. Antep ve Antakya’ya bu kadar yakın olan bu Akdeniz şehri kebaptan çok öte bir mutfak zenginliğine sahip elbette. Kebabın yanında içilen şalgam da bu şehrin güzelliği. Masaya sımayan salata ve mezeler de bu Akdeniz şehrinin zenginliği. Karnınızı doyurduktan sonra sıra bu yaşlı şehri gezmeye geldi.

Adana, yaklaşık üç bin beş yüz yıl yaşında bir yerleşim yerinin ismi. E bu kadar eski bir şehirde tabii ki gezip görülecek yerleri bir güne sığdırmak pek mümkün değil. Ama bir yerden başlamak lazım bu güzel şehri görmeye. Seyhan nehri ikiye böldüğü bu şehri ve çevresindeki kocaman ovaya hayat vermekte. Şehrin karakteri aslında bu nehir ve etrafındaki eski yapılardan gelmekte. Roma zamanında yapılmış ve şehirle neredeyse aynı yaştaki eski taş köprü ilk durağınız olmaya uygun gibi duruyor. Mavi ve yeşil tonlarda akan Seyhan nehri üzerindeki bu köprü bin yıllardır tarihi sırtında taşımaktan bıkmamış yorulmak bilmeyen bir yapı. Adına türküler yapılmış, imparatorları, kralları hedeflerine yolcu etmiş tek başına bir tarih.

Bu köprü eski Adana şehrinin merkezinde denilebilir. Köprünün batı kanadına oldukça yakın mesafede Ramazan Oğulları Ulu Camii ve medresesi bulunmakta. Adlarını aldıkları Ramazanoğulları Beyliği döneminde yapılmış, beş yüz yıla yakın bir tarihi olan bu yapılar tarihin yanında insana huzur vaat ediyor. Ulu camii olarak da bilinen bu camii, Ramazanoğlu Halil Bey tarafından yaptırılmış. Memluk mimarisi izleri de taşıyan bu camii sekizgen bir yapıdadır. Siyah beyaz mermerlerle süslü duvarları ayrı bir güzellik katmaktadır. Sonradan eklenmiş çinileri camiyi eşsiz yapan detaylardandır. Camii yakınındaki çinili türbe Ramazanoğluları ailesi için yapılmıştır. Ekli medrese kısmı ise günümüzde öğrenci yurdudur. Avlusu ise görülmesi gerekli olan çok güzel saray yavrusu gibidir.

Bu tarihi yapıların hemen kuzeyinde Büyük Saat de dedikleri Saat Kulesini bulacaksınız. Türkiye’de bulunan saat kuleleri arasındaki en uzun olan bu kuledir. Yüz elli yıla yakın bir geçmişi vardır. Adana Valisi Ziya Paşa tarafından inşa ettirilen saat zamanında modernleşme timsali olarak düşünülmüştür. Adana’nın önemli simgelerinden biridir.

Güneybatı yönüne yürümeye devam ettiğinizde şehirdeki eski çarşıları gezme fırsatınız olacak. Kazancılar çarşısı da denilen bu çarşı adından da anlaşılacağı üzere eskiden kazan dövülüp satılan bir çarşıymış. Şu an içinse içinde restoranlar olan otantik bir mekân denilebilir. İstanbul’daki kapalı çarşı benzeri bir yapıda. Hemen kuzeyinde Adana Etnografya Müzesi bulunmakta. Müzesiz bir gezi olmayacağından uğramadan edemiyoruz. On dokuzuncu yüzyılda Kuruköprü mevkiinde inşa edilen kilise sonradan cemaati kalmayınca terk edilmiştir. Cumhuriyet ilanından sonra müze olarak düzenlenmiştir. Sonraları buradaki eserler yeni müze binasına taşınmış ve ardından kilise restore edilerek etnografya müzesine dönüştürülmüştür. Çukurova ve çevresindeki köylerde ve Toros dağlarında yaşayan Yörük kültürüne ait oldukça farklı eşyalar sergilenmektedir.

Ve yine bu eski şehir merkezindeki ara sokakları dolaşarak eski taş binaları göreceksiniz. Güneye devam ettiğinizde İtalyanlar tarafından yapılmış Bebekli Kilise olarak bilinen Katolik kilisesini göreceksiniz. Asıl adı Aziz Pavlus Kilisesidir. İtalyanlar tarafından on dokuzuncu yüz yılın sonlarında yapılmıştır. Doğal olarak bir Katolik kilisesidir. Kilisenin tepesindeki insan boyutlarında bir Meryem ana heykeli bulunmaktadır. Heykelden ötürü bebekli kilise denilmiştir. İtalyanlar kiliseyi Katolik Ermeni nüfus için yaptırmıştır. Ancak Ermeni tehcirinden sonra cemaati kalmamış ve kilise tekrar Katolik cemaatine geçmiştir. Kilise adananın kültürel zenginliklerine değer katan bir yapıdır. Günümüzde hem katolik hem de protestonlar kiliseyi kullanmaktadır. 

Tekrar güney doğuya yöneldiğinizde Merkez Parkını ve nehrin kenarında ve parkın merkezindeki Sabancı Merkez Camii’ni göreceksiniz. Merkez Camii özel anlamlar taşıyan yapım hikayesi ve mimarisi ile Adana’ya simge olmuştur. Ortadoğu ve balkanların en büyüğü olan bu camii nehir ve parka ayrı bir hava vermektedir. Konumu itibarıyla Adana’da bulunan anayolların ve Adana’yı çevre illere bağlayan yolların kesim noktasında ve yüksek minareleriyle uzaktan görünüyor olması nedeniyle, şehrin sembollerinden biri haline gelmiştir. Söylenene göre mimarisinde olan bazı detaylar şöyledir. Dört yarım kubbesi İslam’ın dört büyük halifesini ve dört mezhebi temsil etmektedir. Beş kubbe ise İslam’ın beş şartını işaret etmektedir. Altı adet minaresi imanın altı şartını temsilen yapılmıştır. Ana kubbe otuz iki metre çapındadır ve otuz iki farzı temsilen bu ölçüde yapılmıştır. Caminin avlusundaki yirmi sekiz kubbe Kuran’da adı geçen peygamberlerin sayısına eşittir. Ana kubbenin çevresindeki kırk adet pencere Hazreti Muhammed’in peygamberliğinin vahyolunduğu yaşına uymaktadır. Aynı zamanda kırk rekât namaza da işaret eder. Doksan dokuz metrelik minareler Allah’ın doksan dokuz adını hatırlatmak için bu ölçüde yapılmıştır. Son dönem Türk mimarisi için bu kadar derinliği olan bir yapı sadece Adana değil bütün Türkiye için gurur vericidir.

Adana Arkeoloji Müzesi, merkez caminin kuzeybatısında yer almakta. Adana ve bütün Çukurova’nın tarihi eserlerini sergilemek ve korumak için yapılmıştır. Cumhuriyet döneminde faaliyete geçmiş, doksan yıllık, Türkiye’nin en eski müzelerinden biridir. On binlerce esere ev sahipliği yapmaktadır. Yüz binlerce tarihi sikke yine bu müzede sergilenmektedir.  Hititlere ait eserler görmeye değer başlıca eserlerdir. Yazıt ve sunaklar ilginizi çekecektir. Yine Aşil Lahti ünlü savaşçıya ve Truva savaşına adanmış bir lahittir ve burada sergilenmektedir. Medusalı lahit gibi daha bir çok ilginç ve eşsiz eser bu müzede bulunmaktadır.

Bu eski şehir merkezi ve çevresinde çok daha fazla tarihi yapı ve gezecek yerler bulunmakta. Kafanızı çevirdiğiniz her köşede müzeler, eski camiiler, köşkler göreceksiniz. Yazımızın temelini Adana merkezi oluşturmadığı için bu kısmı biraz hızlandıralım. Zira bizim yolculuğumuz biraz daha uzun ve zahmetli olacak.

Buradan sonraki yolculuk için toplu taşıma biraz zorlayıcı olsa da kullanılabilir durumda. Ancak aracınız yoksa birkaç günlüğüne kiralanacak bir araç fazlasıyla karşılığını verecektir. Zira anlatacağım yerlere gitmek için kesinlikle bir araca ihtiyaç duyacaksınız. Ve bu yolculuğu yaz ya da bahar aylarında yapmanızı tavsiye ederim. Merkezde eski şehri gezdikten sonra yönümüzü kuzeye çevirerek devam edeceğiz. Ama şehri terk etmeden önce Seyhan Barajının batı tarafındaki Adnan Menderes Bulvarına giderek aracınızı park edin. Burada bulunan bicicilerden birine gidip bici istiyoruz. Ne olduğunu bilmemeniz, Adanalı değilseniz pek normal.

Adana’dan çıktıktan sonra ilk durağımız Kozan olacak. Kozana ulaşım araç ya da otobüslerle mümkün. Bu yolculuk için özel araç tavsiye etsem de Kozan’a otogardan saat başı kalkan uygun fiyata otobüsler bulunmakta. Kozana ulaşmanız yaklaşık bir- bir buçuk saat arası sürecektir. Kozan ilk bakışta Adana’nın küçük bir kopyasına benzemektedir. Seyhan nehri bu küçük şehri de ikiye bölmektedir ve yine Adana gibi üstünde inşa edilmiş tarihi köprüler bulunmaktadır. Şehirdeki eski yapılara örnek olarak Memlukler zamanında yapılmış Hoşkadem Camii kendine has mimarisi ile kozan şehir merkezine karakterini katmaktadır. Zamanın Memluk sultanının adını taşıyan bu camii altı yüz yıldır ayakta durmaktadır. Ulu Camii denecek kadar güzel ve büyük bir camiidir.

Bedesten ya da eski adıyla Arastan Kozan’ın Kapalı Çarşısıdır. Hoşkadem Camiinin komşusu olan bu tarihi çarşı kozan eski ticaret merkezi olarak yıllarca hizmet vermiştir. İçindeki onlarca işyeri günümüzde ziyaret edilebilecek tarihi yapılardandır. Yakın zamanda turizm ve toplantılar yapılması için ziyaretçilere kazandırılmıştır.

Yine merkezde bulunan Arıkan Konağı ya da Yaverin Konağı denilen tarihi konak Çukurova’ya özgü mimarisi ile görülmesi gereken yerlerden birisi. Konak kozandaki son durağımız olan Kozan ya da eski adı ile Sis şehrinin tepesindeki kaleye sırtını dayamış bir konaktır. Konak etrafını çeviren yüksek duvarları gözetleye n cumbaları ile mükemmel bir görsellik sunmaktadır. Konak yine etrafındaki eski konak ve evler ile mükemmel uyumdaki mimarisi ile şehrin görülmesi gereken nadide parçalarındandır. Geçmişte bütün Çukurova’da adından söz ettiren bu konak günümüzde de gezmek isteyenler için restoran olarak hizmet vermekte.

Kozan’da durmamızın asıl amaçlarından olan Kozan Kalesi ya da orijinal adı ile Sis Kalesi zamanında civarın en stratejik kalelerindendir. Araç ile ve yürüyerek ulaşması günümüzde kolay olsa da kaleye ulaşıldığında zamanında neden önemli olduğu anlaşılabilir. Şehir ve bütün Çukurova’yı ayaklarınızın altına seren bu yapının yeri ve yüksekliği ile mükemmel bir manzara ve hava ziyaretçilerini beklemektedir. Sis Kalesinin tarihi Hititlere kadar uzanmaktadır. Yüzyıllarca bölgenin bereketli topraklarını ve İç Anadolu’ya geçiş kapısı konumundaki bu bölgeyi buradan kontrol etmiş ve korumuşlar. Meraklıları için oldukça büyük bir yaşam merkezi olarak zamanla büyümüş bu kale oldukça ilgi çekicidir. Su sarnıçları gizli tüneller, iç içe girmiş irili ufaklı yapılar kalenin özgün yapısını ilgi çekici yapmaktadır. Sis Kalesinden Anavarza, Karasis ve Andıl kaleleri görülebilmektedir. Bu dörtlü kale zinciri eski çağlarda alanın korunmasında önem teşkil eden yapılardır. Sis kalesinde bulunmuş Asur, Hitit, Roma ve Ermeni dillerinde yazıt ve kitabeler bulunmuş olması, bölgenin yüzyıllarca memluk ve Osmanlı hakimiyetinde kalması, bin yıllar yaşındaki bu yapının çoklu kültürel yapısını hissetmek için bilinmesi gerekli diye düşünmekteyim. Kalede bulunmuş, yaşamış milletler, konuşulmuş diller, meydana gelmiş savaşlar ve ölümler bu binlerce yılda olabilecekleri düşünmek ve hissetmek insanın tüylerini ürperten tarihi bir mekân. Ayrıca bu kartalları kıskandıracak, mükemmel konumdaki kaleden, temiz ve berrak bir havada bütün Çukurova’nın üzerinden Akdeniz görülebilmektedir. Ayrıca kaledeki Battal Gazi Zindanı hepimizin bildiği ünlü asker Battal Gazinin kalenin fethinde bulunduğu ve bölgede yaşadığı düşünülmektedir. Kalede oturup soluklanmak ve güzel bir kahve içmek için sosyal tesisler mevcut. Bu havadar mekânı terk etmenin zamanı geldi ve Toros Dağlarına doğru rakımı artırmaya başlayacağız.

Kozandan çıktıktan sonra Feke ve ardından Saimbeyli yönüne devam edeceğiz. Araç ya da otobüslerle bu güzergaha devam edilebilir. Araçla devam edenler bu keskin virajlar ve dik yamaçlarda sürerken dikkat etmeniz gerekmekte. Ancak yolda duraklayabileceğiniz bolca yer bulunmakta. Çeşmeler, çay bahçeleri, Seyhan nehri boyunca devam eden yolun kenarlarında yeşille iç içe çok sayıda bulunmakta. Yemek yiyebileceğiniz, soğuk sularından içebileceğiniz ya da sadece oksijenini içine çekmek için duracağınız bu yerlerde Akdeniz ve Torosların nefis havasının birleşimi sizleri hayrete düşürecek. Ancak hatırlatmakta yarar var ki, bu yol ve güzergâh kış için uygun değil. Yazın sıcak havadan bunalıp yayla havası solumalık bir rota. Zira kışları metrelerce kar yağan bu yerleri gezmek görmek pek mümkün değil. Kendine has kışını görmek isteyenler ise yolda kalmamak için dikkat etmeli. Zira bilmeyenler için yollar oldukça sıkıntılı ve fazlaca vahşi olabilir.

Feke ilçesini birkaç kilometre geçince Feke kalesini görüyoruz. Kale turumuzun ikinci ayağı bu kale olacak. Torosların keskin uçurumlarının tepelerine kurulmuş, kartal yuvasını andıran kalelerden birini daha burada göreceğiz. Feke bin yıllar öncesinden günümüze kadar birçok Devlet tarafından yerleşim alanı olarak kullanılmıştır. Feke'nin de Adana gibi üç bin beş yüz yıl önce kurulmuş bir yerleşim alanı olduğu düşünülünce kalenin de aynı yaşta olduğu tahmin edilmektedir. Hititlerin hâkim olduğu zamanlarda yapılan kale günümüze kadar gelmiş, yakın zamana kadar önemini korumuştur. Asurların egemenliğinde oluşturulmuş ticaret ağının önemli parçalarından olan Feke, bu yolu koruyan Kale ile birlikte anılmıştır. Zamanla Pers İmparatorluğu, Büyük İskender’in kurduğu Makedon İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Memluk Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetlerini görmüş tarihi bir kaledir.

Kalenin yakın tarihteki önemi ise Birinci Dünya Savaşı sonrasında Ermeni çeteleri tarafından karakol olarak kullanılmış olmasıdır. Civardaki yerleşik halkı öldürüp sürerek Ermeni yerleşimcileri toplamayı amaçlayan çete bir süre bu kaleye hâkim olmuştur. Ermeni çetelerle çevrede toplanan Kuvvayi Milliye birlikleri arasında gerçekleşen kuvvetli çatışmalar sonunda kale tekrar ele geçirilmiştir.

Kaleye ulaşmak için bir süre yürümek gerekmekte. Gezinizin eğlenceli kısımlarından olacak bir yürüyüş olacağından emin olabilirsiniz. Yavaş ve sindirerek gerçekleştirmeniz gereken bu yürüyüş sonunda kaleye ulaşacaksınız. Büyük kısmı harabe olan bu kalenin ayakta kalan burçlarından birine çıkarak mevcut manzarayı saatlerce izlemek isteyeceksiniz. Sosyal medya hesaplarınız için mükemmel fotoğraflar çekeceğinizden emin olabilirsiniz. Zorlu yola değeceğinden emin olabilirsiniz.

Bu yolculuktan sonra tekrar merkeze inerek yorgunluğunuzu atmak için bu şirin ilçedeki yol kenarında bir kahveye oturarak çayınızı içebilirsiniz. Sıcakkanlı Akdeniz insanı size çevre hakkında bilgi vermek ve yardımcı olmak için can atacaktır. Çok fazla ziyaretçisi olmayan yerlerden geçtiğinizi unutmayın. Meraklı olun, sorular sorun, yazılmış ya da bilinen şeylerden çok daha fazlasını öğreneceğinizden emin olabilirsiniz.

Yola devam etmeye karar verdiğinizde, sarp yamaçlı dağlarda ormanlar ve çağlayan ırmağın eşliğinde yavaşça devam ediyorsunuz. Saimbeyli’ye ulaştığınızda bu gizli ve ziyaretçisi az ilçeye meraklı gözlerle bakıyor olacaksınız. Saimbeyli merkezi şirin, küçük bir ilçe. Torosların yeşili ve obruk çayının çağlayan sesi ile birleşen bu küçük ilçeye eğer zamanında gittiyseniz, kirazını yemeyi ihmal etmeyin. Genellikle ihtiyar nüfuslu bu ilçe Toros dağlarının yeşilliğinde kurulu göreceğiniz son ilçe. Yine diğer ilçelerde olduğu gibi bu ilçe de eski bir kalenin yamacında kurulu, Haçin Kalesi.

Haçin Kalesi, ya da Saimbeyli Kalesi bölgeye hâkim, sarp bir tepede bulunmakta. Binlerce yıllık geçmişi olan, diğer kaleler gibi tarihi Hititlere dayanan ve onlarca kültürün gelip geçtiği bir tarihe sahip. Antik kervan yollarını koruma ve konaklama amaçlı yapılmış bu kaleden günümüze pek fazla bir kısmı kalmamıştır. Etrafında eski yerleşimlerden kalan mermer sütunlar yakınındaki mermer ocağından gelmektedir. Bu ocak yüzünden sürekli aktif olarak kalmayı başarmış bir bölgedir.

Yakın tarihimizde yine Ermeni çetelerinin kullandığı bir kale olmuştur. Aslına bakılırsa Ermeniler bu kaleyi bölgede merkezleri olarak kullanmışlardır. Saim Bey komutasındaki Kuvvayi Milliye birlikleri tarafından Ermeni çetelerin elinden alınmıştır. Öncesinde yaşanan olaylar ise tarih açısından çok önemlidir. Ermenilerin kurmayı planladıkları Kilikya Ermeni Devleti için merkez olarak düşünülen bu ilçe ve kale, öneminden dolayı büyük katliamlara sebep olmuştur. Ermeniler bölgede kanlı katliamlar ve sürgünler ile yerli halkı sindirmiş, öldürmüştür. Sonrasında kale ve ilçe Ermeni çetelerden alınmıştır. Daha sonra bölgeyi kurtaran milis kuvvet komutanı Saim Bey’in adı ilçeye verilmiştir.

Saimbeyli, bu bölgede yalnız kalmış saklı bir cennet gibidir. Ulaşım zorluğundan dolayı pek el değmeden kalmış eski taş binaları ve doğası ile bambaşka bir tecrübedir bu ilçeyi gezmek. İlçenin güzel ve bolca bulunan kiraz bahçeleri dışında, kilise ve manastır yıkıntıları görülecek yerer içindedir. Ancak Obruk bile görmek için bu uzak memlekete gelme sebebi olabilir.

Obruk Şelalesi mesire alanı olarak düzenlenmiş, Saimbeyli’den çıktıktan sonra yarım saat kadar süren bir araba yolculuğu ile ulaşılabilen muazzam bir mekandır. Derin bir yamaçta oluşmuş bu şelalenin düzenlenmiş kısmında mesire alanı oluşturulmuştur. İstenirse yürünerek pınarın çıktığı kısma on beş dakikada ulaşılabilir. Bu ıssız ilçenin çok daha ıssız cennetten bir köşesi olan Obruk, huzur veren eşsiz bir yer. Havası, suyu, manzarası ile eşsiz bir tecrübe sunan bu yeri görmeden yola devam etmek akıl karı değildir. Oturup çay içebileceğiniz ve bir şeyler yiyebileceğiniz belediye tarafından yapılmış bir tesis bulunmakta ancak hafta sonları haricinde kapalı oluyor. İhtiyacınız olanı yanınızda getirerek, suların ortasında yapılmış çardaklarda oturup, doğanın keyfin çıkarmalısınız. Kış aylarında ulaşması neredeyse imkânsız olan bu rota, eğer gidebilirseniz ayrı bir güzelliği olmakta. Çok tavsiye edilmese de meraklıları için güzel bir kış gezi alternatifi olabilir.

Saimbeyli gezimiz bittikten sonra tekrar yollara düşüyor ve Tufanbeyli’ye doğru yollara düşüyoruz. Bu küçük ilçeye yaklaştıkça fark edeceğiniz üzere Akdeniz iklimi komple bitip, orta Anadolu iklimi başlamakta, ağaçlar kaybolup yeşillik bitmektedir. Ancak bu ilçede göreceğimiz ve üç yüz kilometreyi bulan yolculuğumuzun son durağı ilçeden biraz uzakta olan antik bir şehir, ya da kalıntıları. Şar Antik kenti, Tufanbeyli ilçesinden on beş kilometre kadar kuzey tarafında bulunan, eski ve büyük bir antik kentin kalıntılarıdır.

Şar Antik Kent'inde Hitit, Roma ve Bizans dönemi eserlerinin bulunuyor. Günümüze sağlam kalabilmiş eserlerin çoğu Roma dönemine aitlerdir. Kilikya Komanası diye anılan bu antik kent, Hititlerin dini merkezlerinin birisidir. Hitit Krallarının bizzat gelerek burada dini ayinlere katıldıkları bilinmekte. Bu dini merkezin şaşaalı zamanlarda başrahibin emrinde binlerce kişi çalışmaktaydı. Tapınak etraftaki toprakların sahibiydi ve halktan vergi toplardı. Başrahip ise Hitit hanedanlığı soyundandı. Kraldan sonra Hitit hiyerarşisinde ikinci sırada gelen başrahipler vaktinin simgelerindendi.

Şarda günümüzde bir adet açık hava tiyatrosu ve bir adet kilise bulunmaktadır. Harap durumda olsa da bu yapılar günümüze kadar ayakta durabilmişlerdir. Antik kentin yerinde şu an yerleşmiş bir köy bulunmaktadır. Köydeki evlerin duvarlarında merdivenlerinde antik kentin kalıntılarını görmek mümkündür. Köyde gezmek eski ile yeninin değişik bir sentezini gözlemlemek, değişik bir tecrübe olacaktır. Tiyatronun sahne kısmında bir ev bulunmaktadır. Eskiden tiyatroya giriş çıkış için kullanılan koridorlar hayvan barınağı olarak kullanılmaktadır.

Ayakta kalabilmiş diğer eser ise Kilisedir. Bizans zamanında yapılmış bu yapı oldukça güzel taş işçiliği ile göz kamaştırmaktadır. Kilise etrafında mezar olduğu tahmin edilen, tepelere taşların içine oyulmuş onlarca oyuk vardır. Münzeviler için yaşam alanı da olabileceği düşünülen bu oyuklardan bütün çevrede görmek mümkündür.

Köyün içindeki diğer önemli yapı ise büyük bir tapınağa ait olduğu düşünülen yaklaşık altı metre yüksekliğindeki kapıdır. Mermerden mükemmel bir işçilikle oyulmuş bu kapı dışında, tapınaktan pek bir eser kalmamıştır. Ancak büyükçe bir yapı olduğunu anlamak için kapı bile tek başına yeterlidir.

Gezimizin son durağı olan bu antik şehir neredeyse hiç ziyaretçi almamakta. Sebebi ise yolculukta anladığınız zorlu ve uzun yoldur. Çevredeki büyük yerleşim yerlerine olan uzaklık bu bölgeleri ıssız kılmıştır. Ancak yeni yerler görmek isteyenler için ideal yerlerdir.

Yazıda bahsettiğim gibi bu yolculuğa kesinlikle kış aylarında çıkmamalısınız. Hatta mümkünse sadece yaz aylarında çıkmanız gerekli diyebilirim. Yollarda ilerlerken yol kenarlarında pek aşina olmadığınız, yaklaşık üçer metre uzunluğunda kar çubukları da denilen, kar yağdığında küreme araçlarının yolu kaybetmemesi için dikilmiş fosforlu çubuklar dikkatinizi çekmiş olacak. Eğer daha önce görmediyseniz bu çubuklar ağır kış şartlarının habercisi de denilebilir. Kış şartlarında ayrı bir güzelliği olan, Adana’nın bu ıssız ilçeleri, sakinliği seven ve gezmeye meraklı insanlara kapılarını ve misafirperverliğini sonuna kadar açmış durumda.

Bu yolculuk belirli bir sürede tamamlanmak için yazılmadı ve mümkünse kısa sürede bitirilecek bir tur değil. Ancak bu ilçelerde kalacak küçük de olsa oteller bulunmakta. Ya da her bir ilçeye günübirlik Kozan ya da Adana’dan gidilebilir. Ancak her türlü yorgunluğa değecek bu gezi rehberi kesinlikle pahalı olmayacak. Yolda rast geldiğiniz restoranlar, çay bahçeleri ya da para harcayabileceğiniz her dükkân fazlasıyla uygun fiyatlarda. Ekonominizi zorlamadan belki de kamp yaparak ilerleyebileceğiniz bir rota oluşturmak daha da zevkli bir yolculuğa sebep olabilir.

Görüşünü yaz Vazgeç