Çırağan Sarayı

Çırağan Sarayı

Çırağan Sarayı

İstanbul Boğazı kenarında en ihtişamlı ve en göz alıcı yapılardan biri olan Çırağan Sarayı, hemen hemen herkes için merak konusu olan tarihi, yapımı ve kullanımı açısından merak uyandıran yapılar arasında bulunmaktadır.  Yapı İstanbul Beşiktaş Çırağan Caddesi’nde bulunmaktadır.

Bu yapının yer aldığı arazide uzun yıllar boyunca Osmanlı hanedanlığı hüküm sürmüştür. Aynı şekilde bu hanedanlık öncesinde de farklı imparatorluklar ve devletler bu yapının bulunduğu bölgeye hükmetmiştir. Fakat bu bölge Osmanlı sonrasında daha göz alıcı ve daha ihtişamlı bir hale gelmiştir. Aslında sadece yapının bulunduğu yerde değil boğazın her köşesinde hanedan üyeleri tarafından yapılan ihtişamlı büyük yapı saray ya da köşkler görmek mümkündür. Malikane tarzı yapılar bu çevrede ve boğazın diğer bölgelerinde de oldukça fazla sayıda bulunmaktadır. Fakat işin enteresan tarafı burada yapılan gösterişli yapılar genelde erkekler yani hanedana ortak olacak olan kişiler için değil hanedanın damatları için ya da hala teyze gibi kadın üyeleri için yapılırlarmış. Çünkü bilindiği üzere Osmanlı devleti bir İmparatorluk olduğu için ve padişahlık babadan oğula geçtiği için amcalar ya da amcaoğulları taht endişesi bakımından bu bölgede fazla bulunmamaktadır. Taht kavgalarından ötürü bu bölgede pek çok kişi fazla barınamazlarmış. Çırağan Sarayı ise pek çok sarayı geride bırakacak kadar lüks bir yapıya sahiptir. Sarayın her köşesinde yüzlerce oda bulunmaktadır. Bu odalar ise standart haliyle bile göz alıcı olarak bulunurken altın, yakut ya da kristal döşemeli mobilyaları ile saray daha da şatafatlı bir hal almaktadır. Bu büyük ve şatafatlı sarayın arazisi 1600 yıllarında Kaptan-ı derya Ohrilli Hüseyin Paşa’ya ait olan bir arazi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaptan buraya saray ile tamamen zıt olan bir yapı inşa ettirmiştir. Burada yer alan yapı tekke olduğundan ve tekke Mevlevi tekkesi olduğundan buraya önemli dini liderler, şeyhler ya da dervişler vefat ettiklerinde gömülmüşlerdir. Burası da bu bakımdan daha uhrevi ve manevi olarak oldukça anlamlı bir alan haline gelmeye başlamıştır. O dönemde bölge dini açıdan pek çok hikayeyi içinde barındıran ve en önemlisi pek çok alanda manevi olarak ön plana çıkan bir alan haline dahi gelmiştir. Fakat daha sonraki dönemlerde alanın bu manevi havadan eser kalmayacak hale gelmesi son derece farklı bir araziye çevrilmesini sağlayacaktır.

Kaptanın ölümü ile birlikte bu arazi padişahlara geçmiştir. 3. Ahmet dönemine kadar bu arazi padişahların malı olarak kullanılmaya başlanmıştır. 3. Ahmet sonrasında ise bu arazide Lale Devri etkinlikleri yapılmaya başlanmıştır. Zaten arazi gerek konumu gerek manzarası ile bu tarz etkinliklerin yapılacağı bir alan olarak ilk akla gelen arazidir.  Bu etkinlikler arsa üzerinde devam ederken dönemin padişahı 3. Ahmet bu arsayı o dönemde vezir- i azam olan İbrahim Paşa için hediye etmiştir. Bu hediyeden İbrahim Paşa’nın kıymeti de anlaşılmaktadır. Çırağan Sarayı’nın olduğu bu arazi daha sonra farklı amaç için kullanılacaktır. Osmanlı için meşhur bir isim olan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa bu arsanın kendisine hediye edilmesinden sonra arsaya karısı Fatma Sultan adına bir yalı inşa ettirmiştir.  Fatma Sultan ise kendisine hediye edilen bu yalının hakkını düzenlediği Çırağan etkinlikleri ile vermiştir. Buraya ismini veren olay ise  bu bölgede yapılan etkinliklerde genelde meşaleler ile yapılan gösterilerden gelmektedir. Meşaleler ile yapılan etkinlikler için ışık anlamına gelen ve Fransızca olan Çırağan kelimesi kullanılmıştır. Zamanla bu etkinliklerden kaynaklanan ve etkinliklerin alan ile bütünleşen yapısından dolayı bölgeye Çırağan adı verilmiştir. Aradan uzun yıllar aynen bu şekilde geçer ve bölgede Mevlevi Tekkesi, okul ya da cami gibi yapılar varlığını devam ettirmektedir. Fakat 2. Mahmut döneminde devletin pek çok yerinde yapılan yenilikler ile beraber alan içinde yeni bir plan ortaya çıkmıştır. Bölgede yer alan Mevlevihane, okul ve yalı ile birlikte cami de yıkılmıştır. Günümüze kadar gelen Çırağan Sarayı temelleri bu dönemde atılmıştır. Fakat bu dönemde daha ilk etapta atılan Çırağan Sarayı temelleri yarı ahşap yarı taş şekilde inşa edilmeye başlanmıştır. Ancak bu sırada farklı bir olay meydana gelmiştir. Yıkılan tekke ve mevlevihanede bulunan pek çok şeyhlik yapmış dede bu tekkenin yıkılıp taşınması esnasında burada unutulmuştur. Tekkenin üst bölümünü yıkan ve taşıyanlar tekkenin bodrumunda bulunan şeyhlerin burada unutmuştur. Unutulan şeyh sayısı bir düzine kadardır. Burada unutulan şeyhlerin yanı sıra sadece unutmak ile kalınmamış üzerlerine de taştan bir temel atılmıştır. Sonuç olarak Çırağan Sarayı bu bölgede ve bu temel üzerine inşa edilmeye başlanmıştır. İlk olarak yapımına 2. Mahmut döneminde başlanan ondan sonra gelen padişahlar da farklı şekilde etkinliklerde bulunmuştur. Temel ya da mimari açısından sarayda bir takım değişiklikler de meydana gelmiştir. 2. Mahmut döneminde bazı bölümleri sağlam yapılmayan saray daha sonra tam olarak sağlam bir yapı haline de gelmiştir.

2. Mahmut döneminden sonra Osmanlı devleti tahtına Sultan Abdulmecid oturmuştur. Bu padişah batı tarzı olan Barok mimarisi ile sarayı yeniden yaptırma planı kurmaya başlamıştır. Projeler çizdirir ve bu konuda gerekli mühendis ve mimarlar ile görüşür. Çırağan Sarayı için yapılan bu kadar proje padişahın ölümü ile ortada kalmıştır. Daha sonra Abdülmecid sonrasında gelen Abdülaziz 1871 yılında bu sarayın inşaatına başlamıştır. 1876 yılında o dönem 4 milyon altın ve 400 bin Osmanlı akçesi sarayın inşaatı için harcanmıştır. Üstelik bu sarayın yapılması adına dış devletlerden de bir hayli borç alınmıştır. Burada yıkılan ve unutulan mevlevihane halk arasında uğursuzluğa neden olarak anılmaya başlanmıştır. Ardı arkasına çıkan yangınlar da bu söylentiler bakımından doğruluk oluşturmuştur. Bu hurafeler konusunda önceleri sarayda oturan ve inanmayan padişah daha sonra Dolmabahçe Sarayına taşınmıştır. İşgal döneminde bu saray Fransız meclisinin toplanma mekanı olmuştur. 1987 yılında bir restorasyon geçiren Çırağan Sarayı bu yıldan sonra 2016 yılında da bir takım onarımlar ve bakımlar geçirmiştir. Çırağan Sarayı 1910 yılında ise büyük bir yangın geçirmiştir. İlk kurulduğu dönemde padişahların ve hanedanın mülkiyetinde olan Çırağan Sarayı, daha sonra yani Cumhuriyet sonrasında devletin hazinesine geçmiştir. Daha sonra çıkan bir kanun ile hazine bünyesinden çıkan Çırağan Sarayı İstanbul Büyükşehir Belediyesine devredilmiştir. Şu anda bir bölümü otel olarak kullanılan yapı için en fazla endişe duyulan durum tamamının özel bir mülkiyete geçmesidir.  Bu durumda halkın burayı özgür bir şekilde kullanmasının da yolu kapanmış olacaktır. Halbuki saray daha önce padişahlara aitken daha sonra devletin bir malı olarak bulunmaktadır. Bu da yapılacak olan özel mülkiyet ile halka yani devlete karşı büyük bir saygısızlık yapılmasına neden olacaktır. Günümüzde ihtişamını ve şatafatını hala korumaya devam eden Çırağan Sarayı pek çok yerli ve yabancı turist tarafından büyük bir ilgi ve büyük bir beğeni ile ziyaret edilmektedir. Saray eski gösterişinden hiçbir şey kaybetmemiştir ve bu yüzden hala ziyaret edilmektedir.

"Çırağan Sarayı" Hakkındaki Yorumlar (0)

A
B
F
G
H
İ
K
M
S
T
U
A
B
Ç
D
E
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
Ü
V
Z