Kız Kulesi

Kız Kulesi

Kız Kulesi

Dünyanın ve ülkemizdeki herkesin bildiği ve hayran olduğu Kız Kulesi İstanbul'un ve ülkemizin en önemli sembollerinden birtanesidir. Yapılan araştırmalar ve açıklanan sonuçlar doğrultusunda dünyada fotoğrafı en çok çekilen yerlerden biri olarak bilinmektedir.

Tarih boyunca şairlerimize  vermiş olduğu ilham kadar sahip olduğu hikayeler ile de insanları şaşkına çeviren Kız Kulesi öncelikle İstanbul Boğazı’nın hemen giriş bölümde yer almaktadır. Sarayburnu ile Salacak’ın ortasında bulunan bölgede boğaz sularının ortasında inşa edilmiştir. Anadolu Yakası’na yaklaşık olarak üç yüz metre uzakta olan  bir adacığın hemen üstündedir. Kız Kulesi öncelikle İstanbul’un ve de boğazın bir simgesi haline olarak bilinmektedir. Öncelikle belirtilmesi gereken şu ki Kız Kulesi hakkında pek çok tarihi olay ve efsane bulunmaktadır.

Bu efsanelerin ve hikayelerin gerçek olup olmadığı tarihçiler arasında sık sık tartışmaya açılsa da kesin bir sonuç yoktur. Uzun seneler boyu devam eden bu tartışmalarda hangi efsanenin doğru hangi efsanenin yanlış olduğu çoğu kez delillendirilememiştir.

Bu durum sebebi ile  bu bilgi ve efsanelerden en çok duyulan ve yaygın olanları seçip  herhangi bir  yorum eklemeden okuyuculara bu makalede olduğu  gibi aktarılmıştır .

kız kulesi

"Kız Kulesi" Hakkındaki Yorumlar (0)

Kız Kulesi Nerededir?

İstanbul Boğazı’nda yer almakta olan  Kız Kulesi, Üsküdar’da bulunan Salacak açıklarında yer almaktadır. İstanbul’un sembolü halinde bulunan bu kule, Karadeniz’in Marmara Denizi ile birleşmiş olduğu noktada, küçük bir ada üzerinde yer almaktadır. Dünyada fotoğrafı en çok çekilen yerlerden biri olan Kız Kulesi’ni Evliya Çelebi dizelerinde şu sözlerle anlatmıştır “Deniz içinde karadan bir ok, atımı uzak, dört köşedir, sanatkarane yapılmış bir yüksek kuledir. Yüksekliği tam 80 (seksen) arşın kadardır. Sathı mesahası iki yüz adım kadardır. İki tarafından da yerde kapısı vardır.”

kız kulesi

Kız Kulesi’nin Mimarisi

Bazı iddialara göre Kız Kulesi’nin tarihi yaklaşık olarak milattan önce 24 senesine, bazı iddialara  göre ise M.Ö 4. yüzyıla dayanmaktadır. Bu derece ihtişamı olan  Kız Kulesi o günden bu yana pek çok devletin egemenliği içerisinde olmuştur. Nesillerce yıkılmış olan devletler ve yeni kurulmuş olan devletler arasında bir bağ haline gelmiştir. Üç binden fazla olan yaşından ötürü farklı zamanlarda farklı devletlerce restorasyona ve değişikliğe uğramıştır. Bu sebeple de Osmanlı ve Bizans gibi devletlerin mimarisinin izleri vardır. Üstünde yapılmış olan çoğu çalışmalar sonucunda  Kız Kulesi’nin tarihi özelliğini bozmamış hatta tam aksine ona zenginlik kazandırmıştır. Örneğin bugün hala yerini sürdürmekte olan kulenin alt katının bazı kısımları ve temelleri Osmanlı Padişahlarından olan II. Mehmet tarafından düşünülüp inşa edilmiştir. Kız Kulesi, Bizans’ın ilk zamanlarında  içine mezarların yerleştirildiği bir yapı olarak kullanılmıştır. Çok daha sonra ek bir bina yapılıp Gümrük İstasyonu haline getirilmiştir. Boğazdan geçmeye çalışan gemilerden geçiş vergisi alınmıştır. Osmanlı zamanında ise sürgün yerinin yanında karantina merkezi, gösteri alanı ve  savunma kalesi gibi pek çok alanda kullanılmıştır. Ancak tarihin hiçbir çeyreğinde, asıl yapılış amacı olan deniz feneri rolünü kaybetmedi. Kurulmuş olduğu ilk günden itibaren  sürekli gemilere yol göstermiş aynı zamanda geceleri onlara ışık saçarak yollarını kaybetmemelerine yardımcı olmuştur.

Kız Kulesi’nin Tarihçesi

Rivayetlerden birine göre Kız Kulesi milattan önce yaklaşık  5. yüzyılda eski Yunanlılar tarafından inşa edilmiş Geçen yüzyıllar içinde birçok devlet tarafından yenileniş restore edilip günümüze kadar sağlam kalmayı başarmış önemli bir eser olarak tarihe geçmiştir. Kız Kulesi’nin tarihini anlatırken efsanelerde değinmek gerekiyor. Kule hakkında birbirinden çok farklı ve ilgi çekici öyle çok hikaye var ki,  bunlardan en yaygın olanlarını derlenerek  sıralanmış ve onlar sırası ile aşağıda belirtilmiştir.

Atı Alan Üsküdar’ı Geçti :

Hepimizin sıkça ifade ettiği Atı alan Üsküdar’ı geçti deyiminin Kız Kulesi’nde yaşanan bir efsanenin ardından ortaya çıktığını biliyor çoğumuz bilmeyiz. Anlatılan efsaneye göre Doğu bölgesinin en kudretli Kahramanı olan Battalgazi, büyük ve güçlü ordusunu da yanına alıp Kız Kulesi’ne büyük bir baskın düzenleme kararı alır. Bu saldırının temel hedefi Kral Tekfur ’un orada saklamış olduğu hazinelerini ve güzelliği dillere destan olarak her yerde anlatılan kızını ele yakalamaktır. Başarılı bir baskın yaptıktan sonra  Kız Kulesinde bulunan  kızı ve hazineleri yakalayan  Battalgazi ve ordusu gemilerle kıyıya ulaşıyor ve orada kendilerini beklemekte olan atlarına binip Üsküdar’a doğru yol almaya başlıyor. Uzun bir süre geçtikten sonra  Üsküdar’ı da geçerek gözden kaybolan bu çiftin arkasından  Kral Tekfur ’un onları arayan nöbetçi askerlerinin ve daha sonra onlara yardıma giden orduların artık yapabilecekleri pek bir şey kalmıyor. İşte o vakit “Atı alan Üsküdar’ı geçti” deyimi kullanılmaya başlanmış ve bu deyim o zamanlardan o günlerden bugünlere kadar kullanılmıştır.

Bir diğer hikaye Sürgün Yeri – Kız Kulesi

Kız Kulesi bir zamanlar, tahttan indirildikten sonra sürgüne gönderilen kralların ve padişahların da uğrak yeri haline gelmiştir. Hem Osmanlı zamanında  hem daha Osmanlı öncesinde bu durum devam etmiştir. Öyle ki sürgüne gönderilmiş olan pek çok kişi o alanda idam edilmiştir. Örneğin Osmanlı Padişahlarından I. Mahmut, tanındık olan harem ağalarından Beşir Ağa’yı devlete ve kurumlara karşı saygısız ve sınırı aşmaya başlayan  tavırlarından dolayı Kız Kulesi’ne götürtmüş, orada kafasının kesilmesini istemiştir. Bu olaydan çok sonra kesilmiş kafayı Topkapı Sarayı’na getirilmesini emretmiş ve ibret-i alem olması adına  halka açık bir yerde sergilemiş ve devlete,  kurumlara karşı aşırıya gidilmemiş yönünde emirler verilmiştir.

En çok bilinen Rivayetlerden biri Karantina Merkezi – Kız Kulesi :

Kız Kulesi, hem milattan önceye dayanmakta olan tarihi hemde  o zamandan bu yana pek çok devletin hakimiyeti içerisinde  bulunmasından dolayı, seneler  boyunca çok farklı hedeflerle kullanılmıştır. Örneğin 17. yüzyılın ortasında, İstanbul’da yaklaşık olarak otuz beş bin – kırk bin insanın ölümüne sebep olan  veba salgını ortaya çıkmıştı. Bu içinden çıkılması zor olan durumdan  kurtulmak isteyen Osmanlı Devleti Fransa’dan özel bir doktor getirtme kararı alır ve o doktorun talimatıyla Kız Kulesi adeta bir karantina bölgesi haline gelir. Hastaların tedavi edilmesinden sonra veba salgını  büyük oranda önlendi ve sonrasında bu doktorun büyük bir şekilde ödüllendirilip Osmanlı sarayında özel karşılaşmaları hak etmişti.

Rivayetlerden bir diğeri : Hanım Sultan Efsanesi

Kız Kulesi’nin en çok bilinen ve yaygın olan efsanelerinden diğeri ise sepet-yılan efsanesidir. Özellikle hem Romalılar için hem de Osmanlı için anlatılmakta olan iki türü bulunmaktadır. Türkiye kültüründe kabul edilmekte olan  ve çoğu kişinin bildiği bu hikayeye göre; eski tarihlerde bir gün Selçuklu sultanlarından birtanesi rüyasında kızının, büyük bir yılan tarafından zehirlenerek öldürüleceğini görür ve endişe içerisinde uyanır. Bu rüyadan sonra korkuya kapılan sultan, güzeller güzeli kızı Hanım Sultan’ı bir kuleye götürür. Kuleye kendisinin de içinde dahil olduğu hiç kimse giremez emri verilir. Aradan seneler geçer, güzeller güzeli Hanım Sultan hastalanır. Dünyanın her yerinden  Kuleye en iyi hekimler yollanır. Bütün Halk güzeller güzeli sultanın iyileştirmesi için çeşitli yiyecekler ve şifalı otlar toplar. Toplananların  içerisinde bir de üzüm sepeti bulunmaktadır. Üzüm sepetinin içine gizlenmiş olan yılan ani bir şekilde  gider ve sultanın kızını ısırarak ölümüne neden olur. Bu olaydan sonra Selçuklu sultanının yıllar önce görmüş olduğu bu rüyası gerçek olur ve ne yapılırsa yapılsın kaderde varsa bu ölüm önüne geçilemez diye halk arasında bu husus dilden dile anlatılır.

A
B
F
G
H
İ
K
M
S
T
U
A
B
Ç
D
E
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
Ü
V
Z