HATAY GEZİ REHBERİ

HATAY GEZİ REHBERİ

HATAY GEZİ REHBERİ

HATAY'DA GEZİLECEK YERLER

Medeniyet Beşiği Hatay’ın gezilecek yerleri çok fazla olup, kültürel ve tarihi bakımdan medeniyet beşiğidir. Hatay’ın birçok medeniyetlerden kalıntı taşıyan ve tarihi olarak çok zengin bir şehrimiz. Tarihte birçok göçlere şahit olan Hatay, hayatı kolaylaştıran iklim koşullarına ve verimli topraklara sahiptir. Hatay inanç, tarih ve yaylaları ile Ülkemizin en önemli turizm kaynağından biridir. Hatay Türkiye’nin en önemli sanayi kaynaklarından olan Demir- Çelik şirketinin, İskenderun ilçesinde açılmasından sonra bu bölgedeki sanayi gelişmeye başlamıştır. İskender’in ölümünden sonra Seleukos M.Ö. 8000 yıllarında Hatay’ın Antakya ilçesinde kurmuştur. Hatay daha sonra birçok tapluma ev sahipliği yapmıştır bunlardan bazıları;  Hamdanoğulları, Selçuklu, Memlük, Haçlı, Abbasiler, sasani, Tolunoğulları vs. Hatay şehri, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Osmanlı topraklarına katılmış daha sonra 1937’ de Hatay Bağımsız Devleti olarak hüküm sürmüştür. Atatürk’ün çok uğraşmasına rağmen hayattayken anavatana dâhil edilemeyen Hatay 1939’da yapılan halk seçimi ile Türkiye Cumhuriyeti Devletine katılarak, Hatay ili olarak günümüze kadar gelmiştir. Hatay dinlerin birleşip buluştuğu bir şehirdir. Şehir merkezinde Kilise, Camii, Havra, Sinegog bir sokakta karşı karşıya bulunmakta ve insanların medeni bir şekilde dinlerini yaşadığı görülmektedir. Her yıl binlerce turisti ağırlayan Hatay’ın dünya mirasları arasına alınması dünyadaki her toplum için gereklidir. Çünkü dünyadaki her toplumun yerleşim yeri olmuştur.

Hatay’ın en güzel özelliklerinden biride tarihi hala yaşatmasıdır. Günümüzde tarihten kalma hanlar ve hamamlar çalıştırılarak canlı kalması sağlanmaktadır. Hala günümüzde çalıştırılan hamamları cindi hamamı, saka hamamı, meydan hamamı, sokulu hanı, yeni hamamı, kurşunlu hanıdır. Reyhanlı yolu üzerinde bulunan açana iki tarihi saray kalıntısı olup buradaki kazılardan çıkarılan eserler Antakya müzesinde sergilenmektedir. Dörtyol civarında bulunan Kinet Höyüğünde bulunan eserler demir çağlarına aittir ve hala kazılar devam etmektedir. Nekropoller Kuzuculu M.S. 2-3 yy, Karakese’de 4-5yy’larına ait kaya ve toprak mezarlar bulunmuştur. Kazılarda lahit, cam şişe,  toprak kaplar, kandil ve mühürlerde bulunmuştur. BUulunana kanıtlardan büyük yerleşim yeri olduğu tespit edilen Ceylanlı köyünün yakınlarında Bizans ve Gündüzoğullarına ait yazılı kaya mezarlıklar bulunmuştur. Reyhanlı yakınlarında şuan piknik yeri olarak kullanılan imma antik dönem yerleşim yerlerindendir. Hatay antik müzesinde sergilenmekte olan Tainat yapılan kazılarla hint sarıyı kalıntısı olduğu belirlenmiştir. Cevlik bölgesine hâkim bir tepede Dor Mabedi sutun kalıntıları bulunmaktadır. Harbiye çağlayanlarından Antakya’nın içerisine su getirmek amacı ile yapılan su kanalı kalıntıları Seleukos dönemine ait olup hala yerinde sergilenmektedir.

Hatay, Ülke için çok önemli gelir kaynaklarının bulunduğu bir şehirdir. Bu gelir kaynaklarından biride turizmdir. Hatay hem tarihi yapıtları hem doğası hem de zengin mutfağı ile birçok ziyaretçiyi ağırlamaktadır. Yaz kış edemeden sürekli turizme hizmet eden bir şehrimizdir.

Hatayın en büyük tarihi eserlerinden olan St. Pierre Kilisesi, merkezden 2 km uzaklıkta bulunan bu  mağra, yapılan eklemelerle kiliseye dönüştürülen bir tarihi yapıdır. Hz. İsa’nın 12 havarisinden olan St. Pierre nin Hatay’a Hiristiyanlığı yaymak için gelmiş ve burada kendine inanları bir arada ilk bu klisede toplamış ve ilk Hıristiyan ismini burada aldıkları için Hıristiyanlığın ilk kilisesi olarak bilinir. Hac yapan Hıristiyanlar, bu kiliseye gelmeden haclarının eksik olduğuna inandıkları için her yıl birçok hıristiyanın Hatay’a gelmesini sağlar. Bu mağra haçlılar tarafından ön cephesine yapılan ilave inşaatlarla gotik tarzda bir kilise haline getirilmiştir. Kilisenin tabanında ne kadar zarar görmüş olsa da hala güzelliğini sergileyen mozaikler bulunmaktadır. Ayrıca bir altarniş içerisinde St. Pierre’nin küçük bir heykeli bulunmaktadır. Kilisenin tavanından içeriye doğru su kanalı yapılıp, yağmur suyunun içeriye taşınarak kilisenin su ihtiyacı karşılanmış ve kutsal su olarak kullanılmıştır günümüzde de hala su birikimi sağlanmaktadır. Kilise yapımında inşa edilen gizli tünel cemaatin, dönemin kıralı tarafından saldırıya uğranmasında kaçış yolu olarak kullanılmıştır. 1963 yılında kilisenin önemi ve kıymeti anlaşılarak Papa Paul tarafından hac yerine eklenmiştir. 29 Haziran da her yıl düzenli olarak kilisede ayin yapılmaktadır.

 Bu tarihi yapından şehrin merkezine doğru inildiğinde karşınıza çıkan Habib-i Neccar Camii Anadolu’nun kurulan ilk camisi olarak bilinmektedir. Caminin avlusunda türbesi bulunan zattan, Yasin suresinde bahsedildiğine inanıldığı için İslam âleminde önemli yere sahiptir. Bu camii sadece İslam âleminde değil Hıristiyan âleminde de önemli yere sahiptir. Hıristiyan âlemindeki önemi ise Hz. İsa’nın peygamberliği sırasında halkı putperest olan Hatay’ın Hak dine davet edilmesi için gönderilen elçiler; Yahya, Yunus, Şem-un, Sefa (yabancı kaynaklarda ise isimler Yuhanna, Pavlus, Petrus, Batrus olarak geçmektedir.) mezarlarının camii avlusunda bulunmasından dolayıdır. Hbib-i Neccar camii bu şehrin diller, dinler farklıda olsa kardeşliğin bu şehirde yaşandığının canlı bir kanıtı olarak görülmektedir. Caminin hikâyesi ise insanın tüylerini dikken diken etmektedir. Habib-i Neccar, geçimini marangozlukla sağlayan bir Antakya’lıdır. Cüzzamlı bir oğlu olduğu için hayatını dağda bir mağrada sürdürmekte olup Hz. İsa’nın iki havarisi (Yahya ve Yunus) Antakyaya hıristiyanlığı yaymak amacı ile gelirler. Şehre giren iki elçi ilk Habib-i Neccar ile karşılaşırlar. Habib-i Neccar yabancı olduklarını anladığı iki elçiye kim olduklarını sorar, bu iki elçi Hz. İsa’nın gönderdiği elçiler olduklarını ve Hıristiyanlığı anlatmakla görevli olduklarını söylerler. Habib-i Neccar ise elçilerden kendilerini Peygamberin gönderdiğine dair delil ister. Onlarda “Allah’ın izni ile hastalıklara şifa verebiliriz” derler. Habib-i Neccar oğlunun iki elçinin elinde şifa bulduğunu görünce şüphe etmeden iman eder. Daha sonra bu iki elçi halkı tevhide davet ederler ama sonuç alamazlar daha sonra hastalara şifa oldukları ve halkın etraflarında toplanması nedeni ile dönemin kıralı bu elçileri zindana attırır. Uzun süre iki elçiden haber alamayan Hz. İsa, üçüncü elçi Şem-un sefa elçilerden haber alınması için gönderir. Kimliğini gizleyerek kralın sarayına girer ve zaman içerisinde kralın güvenini kazanan Şem-un önceden zindana atılan iki elçinin imtihana tutulmasını talep eder. Kral kabul edip elçileri huzuruna getirtir. Birbirlerini tanıyan üç eçli durumu açık etmeden oyuna devam ederler. Şem-un “ Nerden gelip nereye gidersiniz? Sizi kim gönderdi?” diye sorar. İki elçi kendilerini Hz. İsa’nın göderdiğini hakka davete geldiklerini söylerler. Şem-un “madem sizi bir Peygamber gönderdi elinizde bir deliliniz olmalı “ deyince elçiler hastalara şifa vere bildikleri gibi ölüleri diriltebildiklerini de söylemişler. Sarayda yeni vefat eden birini kral elçilerin huzuruna getirtir. Ölen kişiyi diriltirler ve dirilen kişi “ Ey Antakya halkı sizde öldükten sonra benim gördüğüm azabı görmek istemiyorsanız. Beni kurtaran bu üç elçiye uyun” der. Ve şem-un’un kimliği ortaya çıkar. Şem-un’a kral” sendemi onlardansın” dediğinde, Şem-un” ey kralım elçiler delillerini gösterip adamı dirilttiler söyle putlarına onlarda maharetlerini göstersinler” der. Kral putların bunu yapamayacağını bildiğinden doğruyu görüp iman eder. Fakat halkı iman etmez. İnanmayan halk elçileri taşlarlar sokaklarda, bundan haberdar olan Habib-i Neccar koşarak elçilerin yanına gelir ve “ Ey kavmim sizden hiç karşılık beklemeden size doğruyu anlatan bu elçilere uyun, Onlar doğru yola ermiş olanlardandır” der. Halk atalarının dinine ihanet ettiği ve elçilere inandığı gerekçesi ile Habib-i Neccar’ı taşlayarak şehit etmişlerdir. Başka bir rivayette öfkeli halkın Habib-i Neccar’ı dağda başını kopararak şehit ettiği yönündedir. Bu rivayete göre şuan caminin bulunduğu yere kadar kafası yuvarlanmıştır. Hatta caminin içerisinde bulunan türbede sadece başının olduğu gövdesinin ise dağda bulunduğu söylenir. Bedenin dağda olduğu düşünüldüğünden orayada türbe yapılmıştır. Rivayetler çok olsada bizi en çok ilgilendiren bu caminin dört hak din içinde önemli yeri olmasıdır. İslamiyet için önemi ise Hz. Ömer döneminde, Ebu Ubeyde Bin Cerrah komutasındaki İslam ordusu Antakya’yı fetih ettikten sora Habib-i neccar’ın başının bulunduğu avluya camii inşa ettirerek türbe yapılmasıdır. Bizans’ın şehri fetih etmesiyle kiliseye çevrilse de daha sonra tekrar camiye dönüştürülmüştür.1268 yılından sonra Memlük  Sultanı olan Baybars’dan bu yana cami olarak hizmete devam etmiştir. 1853 de Hatay’da meydana gelen büyük depremde yıkılan camii 1857 de tekrar yapılan camii hala ayakta hizmet etmektedir. Ziyaret etmek isteyenlere ayrıcalık sağlayan bu cami görülmeye değer yapıtlardandır.

Hatay Tıbbi Ve Aromatik Bitkiler Müzesi

Hatay tarihi kültürel zenginliğinin yanında birçok bitkilerle de zengin bir doğaya sahiptir. Yaklaşık olarak 2000 bitki türünün 300 kadarı endemik bitki türünden oluşmaktadır. Endemik bitkilerin %10’u Hatay bölgesinde yetişmektedir. Hatay’ın doğasında yetişen çoğu bitki tıbbı olarak ve aromatik olarak kullanılmaktadır. Örneğim; Ormanlarında yetişen defne ağacının yaprağının aroması sabun yapımında kullanılmaktadır. Tarihi bir yapı olan 19 yy da yapılan tarihi Antakya evine kurulan bu müze 280’den fazla bitki sergilenmektedir. Muhteşem doğasının insanlara tanıtıldığı ve değerlendirilmesi için ön plana çıkaran bu müze, insana yeşilin ne denli huzur verebileceğini bize göstermektedir. Müzenin bahçesinde Ormanda bulunan bazı ağaçların çeşitlerini görebileceğiniz gibi iki katlı müzenin her katında ayrı bitki çeşitleri ve hoş kokulu çiçekleri sizi selamlamaktadır. Birçok bitkinin yağlarını, aromatik kullanım şekillerini, doğal sabunları bu müzede bulabilirsiniz.

Hatay Müzeye doymamış bir de tarih müzesi açalım demiş. Hatay’da bulunan Mozaik Müzesi tarihin tozlu raflarda kalan eşsiz mozaiklerinin sergilendiği eşsiz bir yapıttır. Müzenin içinde sergilenenler kadar binasının mimarisi de dikkat çekmektedir. Asi nehri yakınlarında olan bu müze dünyadaki Mozaik Müzelerin arasında ikinci sıradadır. Bu ikinci sırayı kapmasının nedeni ise içerisinde mozaiklerin hala sağlam ve benzerinin olmamasıdır. Müze tarihi toplumlar bakımından zengin mozaikler içermektedir. Müzede Mozaikleri bulunan toplumlardan bazıları şunlardır; Roma, Helenistik, Hitit, Seleukeia, Pieria, Bizan döneminden kalma eserler bulunmaktadır. Özellikle kiliseler için yapılmış Hz. İsa mozaikleri dikkat çekmektedir. Fransa idaresinde olan Antakya 1932 yılında Michel Eccoherde’nin isteği ile yapılan kazılarda ortaya çıkan mozaik yapıtları için yapımına başlanan mozaik müzesi 1939 yılında bitmiş ve dünyanın ikinci büyük mozaik müzesi sıfatını almıştır. 23 Temmuz 1948 yılında Hatay’ın düşman işgalinden kurtulma kutlamaları sırasında açılışı yapılmıştır.

Hatay’ın en güzel manzarasını izleyebileceğiniz bir mekân olan Antakya Kalesi, dünyanın en önemli yapıtlarının arasında bulunmaktadır. Büyük İskender’in ordusunun Hatay’a gelmesi ile ordunun komutanlığını yapan 1. Nikator tarafından yapıldığı bilinmektedir. Bu kale dünya mirasları arasına alınmak istenmektedir. Çünkü saray Antakya’ya gelen her devletin yöneticilerine ev sahipliği yapmış ve her devletten kalıntılar taşımaktadır. İnceleme yapan uzmanlar surların 12 km uzunluğunda ve 360 kuleden oluştuğu kanısına varmışlardır. Bu kuleler sayesinde kalenin her tarafından gelecek tehlikelere karşı önlem alınabilmektedir. Günümüze gelenen kadar birçok depren ve savaş atlatmış olan bu kaleden kalan kısımların Bizans kralı justianus’un yaptırdığı bölümlerdir. Hatay depremde risk bölgelerinden olup fay hattı üzerinde olmasına, rağmen bu zamana kadar dayanan bu kale depremlere adeta kafa tutmaktadır. Kalenin beş kapısı olup adları; doğuda Demir kapı, kuzeyde Halep kapısı ( st. Paul), güneyde Şam kapısı, batıda Köprü kapısı, Kuzeybatıda Köpek kapısı bulunmaktadır.

Türbeler açısından da en zengin olan Hatay ilimiz, Diyarbakır’dan sonra gelen en çok evliye ve Allah dostunun türbesini bulunduran şehrimizdir. Yalnızca Dörtyol ilçesinde 11 türbe bulunduran Hatay, evliya ve Allah dostlarının Halep’e gitmek için kullandıkları yol güzergâhı olmakla beraber birçok evliya ve Allah dostunun yetişmesini de sağlamıştır. Osmanlı kurulmadan önce Ertuğrul gazinin Halep’ten sonra Antakya’ya gelmesi ile beraber İslam âlemindeki birçok evliye ve Allah dostunun da yerleşmesi sağlanmıştır. Buraya yerleşen evliye ve Allah dostları medreseler külliyeler açarak birçok öğrencilerine tasavvuf ve İslam dinin inceliklerini öğreterek İslamiyet’in yayılmasını sağlamışlardır.Bu evliyalardan biride Hz. Hıdır (Hızır a.s)’ dır.

Hz. Hıdır’ ın makamının bulunduğu yerde, Hz. İsa ile Hz. Hıdır’ın buluştuğu rivayet edilir. Bu türbe hem Hıristiyanlar hem Müslümanlar tarafından kutsal kabul edilmektedir. Halk tarafından her Cuma günü Akdenizin sularının taşarak bu türbenin bahçesini yıkadığına inanılır. Buna inanılmasının sebebi ise Hz. Hıdır’ın ölmediği ve ihtiyacı olan insanlara ete kemiğe bürünmüş bir insan sıfatında bulunarak yardım etmesinden dolayı, Akdeniz’in Hz. Hıdır’ın Türbeye geldiğini bildirmek için taşıp türbenin avlusuna kadar geldiğine inanılmasıdır.

Kızma Dimyan Türbesi; Bu türbenin mimari bir özelliği bulunmamaktadır. Samandağ’ın da yaşayan iki kardeşin insanlara şifa dağıttığı ve öldürülmelerinin ardından onlar için yapıldığı söylenen, bu türbe hem Hıristiyanların hem de Müslümanların ziyaret ettiği ve iki tarafında dua edip adak adadıkları bir türbedir. Genelde hasta insanların şifa için dua etmeye ve adak adamaya gittikleri bir türbedir.

Muhammet El Tayil Türbesi; Samandağ’ın Gözene Köyünde bulunan Türbe en çok ziyaret edilen türbelerdendir. Türbenin hakkında pek bilgi olmamasına rağmen insanları akın akın kendine çeken bir havası var. Daha avlusuna girmeden maneviyatınızı titreten bir rüzgârla ruhunuzu okşadığını hissedeceksiniz. Hatay’ın Antakya ilçesinin tam ortasından akan asi nehri dünyadaki tüm nehirlerden farklı olarak tersine akmaktadır. Bir nehir nasıl tersine akar derseniz Hatay’a gelip görmenizi tavsiye ederim. Çünkü her nehir dağdan denize doğru akarken Asi nehri, denizden dağa doğru akmaktadır. Sanki tüm fizik kurallarına kafa tutar gibi akan bu nehir ismini de akma yönün ters olduğu için diğer nehirlere asilik yaptığı düşünülerek Asi ismi verilmiştir. Tam şehrin ortasında bulunması ziyarete gelenleri şaşkınlığa uğratırken, güzel bir görsel şölende yaşatmaktadır. Adına kitaplar yazılıp, diziler çekilen bu nehir kendinden su almak isteyenlere, asilik yaparak suyu çekip su vermediği de rivayet edilmemektedir.

İskenderun ilçesi, sanayi bakımından çok ilerlemiş olan bir ilçemizdir. Türkiye’nin en büyük şirketlerinden ve gelir kaynaklarından olan Demir-Çelik fabrikasını bulundurmaktadır. Bu fabrika çevredeki insanlara hem iş imkânı sağlamış hem de bölgenin gelişmesini sağlamıştır. Akdeniz’e limanı olan İskenderun’un sahil şeridine kurulan bu sanayi devi, Dünyanın her ülkesinden çeşitli demir ve çelik hurdalarının geri dönüşümü yaparken, Dünyaya demir ve çelik ithal edilmesini sağlayan önemli bir kuruluştur. Eskiden tamamı devlete ait olan bu sanayi devi daha sonraları yarı özel hale getirilmiştir. Dünyanın başka yerlerinde üretilen demir ve çelik ürünleri bu kuruluşunun kalitesine yetişemediğinden Dünya ülkeleri ithal ve ihracat yapmak için Demir-Çelik kuruluşuna önem vermektedirler.

Bir başka ilçemiz olan Dörtyol Tarih bakımından çok önemli bir yere sahiptir. Ülke geneli işgal altındayken Dörtyol’dan bölgeyi korumak ve düşman işgalinden kurtarmak amacı ile dağa çıkan Kara Hasan Paşa ve Emin Hoca daha birçok genç bölgenin korunmasını sağlamışlardır. Kara Hasan Paşa tüm Ülke işgal altına girdiğinde, ülke genelinde atılan ilk kurşunu atan isimdir. Kara Hasan Paşa Dörtyol’un şanlı tarihinde bir gurur kaynağıdır. İlk kurşunun başka illerimizde atıldığı söylense de tarih sayfalarına Hatay Dörtyol Kara Hasan Paşa tarafından atıldı diye geçmiştir. Dörtyol’un belediye Başkanı sayesinde de bu belgelenmiştir. Ayrıca Atatürk’ün Hatay’ı ziyareti sırasında Dörtyol’da konakladığı konak müzeye çevrilmiş ve içerisinde Atatürk’ün eşyaları ile ilk kurşun hareketinde kullanılan eşyalar sergilenmektedir. Atatürk Dörtyola 14 Ocak 195, 16 Mayıs 1916, 15 Şubat 1931’de olmak üzere üç defa gelmiştir. Ayrıca Dörtyol sadece tarihle değil narenciye ile de ünlü bir ilçedir. Dörtyol’da bulunan narenciye çeşitleri başka yerlerde az görülmektedir. Narenciye olarak; tomsun, wasigton portakalı, mandalina, tancalin, gramentin, okitsu, şeker portakalı vs.

Hatay’’ın yemekleri çok çeşitlidir. Ama Dörtyolun yemekleri kendine özgü ve ayrı bir tat taşımaktadır. Çok çeşitli bir menüye sahip olan Dörtyol herkesin damak zevkine göre yemek bula bileceği lezzetlere sahiptir. Yemeklerinden bazıları; toga, ekşili çorba, kömeç çorbası, köbe, nohotlu köfte, dövme pilavı, pancar çorbası, lahana sarması, türlü, sünüberi vs.

Dörtyol ilçesi diğer içlere göre sosyal ve kültürel olarak daha gelişmiştir. Birçok genç yazar ve şairin bulunduğu Dörtyol gençlerin spora ve okumya yönlendirilmesi için bilinçli bir ilçedir. Dörtyol’un altın çağ (icadiye) mahallesinde Ali baba türbesi bulunmaktadır. Çevre halkı tarafından çok ziyaret edilen türbedeki yapılan duaların hepsinin kabul olunduğuna inanan halk ziyareti hiç boş bırakmamaktadır.

Dörtyol’un yeni köy mahallesindeki caminin de hikâyesi, hiç yeni köye gelmeyenlerinde dilindedir. Gerçek olan bu hikâye şöyledir ki; Yeni köyün camisine gelen iman tam ramazanla birlikte göreve başlar, İmamın bekâr olmasından dolayı köylü aralarında konuşup hergün biri evine iftara çağırmaya karar kılarlar. İlk muhtar evine davet etmiş. Bu kararı duyana imam mutlu olmuş ve içinden “ muhtar emmi çağırdığına göre ilk demek ki iyi yemek var “diye düşünmüş. Akşam namazdan sonra muhtarla beraber iftira giden iman şaşırıp kalmış. Muhtar avluya geçerken hanımına çağırıp” ağır misafirimiz var ona göre yemek hazırla” demiş. Hanımı utanmış ne yapacağını şaşırıp “bey niye daha önce demedin ben kabak pişirdim” demiş. İmam kadın zorda kalmasın diye “ olur mu kabak peygamberler yemeği lütfen dert etmeyin “ demiş ama imamın içi yanmış. Neyse iftar yapılmış. Muhtar imamı eve salmamış sahurda kaldırmış imam ümitlenmiş başka bir şey yenir diye ama gele gele gelmiş ki yine kabak imam ses çıkarmadan yemiş. Sabah muhtarın azası davet etmiş imamı hoca tabi bugün başka olur yemek umudunda neyse muhtarın azası hanımına “git muhtarın hanımına sor hoca ne yer sever ona göre yap yemek” der. Azanın hanımı gider muhtarın hanımına sorar, muhtarın hanımı “bacım hoca kabaktan başka bir şey yemezmiş her şeye perhizliymiş” der azanın hanımı da, muhtarın hanımı öyle dedi diye kabak yapar. Velhasıl velkelâm İmam 30 gün kabak yer ramazanın sonunda imamın başka yere tayini çıkar gidecek diye yemek tertip eder köylüler orda oturulurken, “Hoca gitme vaktin geldi koca ramazan geçti bir sesini duyamadık bir ezan bir sela okudun” demişler. İmam derli ya fırsat bu fırsat deyip başlamış ilahiye;

Yeni köye İmam oldum

Yenice belamı buldum

Kabak yemeye mi geldim

Olur mu Ya Resulallah

Akşam kabak, sabah kabak

Bana olan şu işe bak

Ne karın kaldı ne göbek

Otuz günde doksan

Yenir mi Ya Resulallah

Kabak pişer tüte tüte

Hasret kaldım bala ete

Kabak Yeni köyden öte

Gider mi Ya resulallah

Yeni köyde yuttuk hapı

Kabak gezer kapı kapı

Kabaktan kaşığın sapı

Döner mi Ya Resulallah

İmamın aklına yakınlarda cenaze olduğu ve kendine ıskatından vermedikleri, caminin bahçesinde sinirle dolanırken tabuta ayağıyla vurduğunda yaşlı amcaların kendine “kudurdun mu hoca ne yapıyorsun” dediklerinde “kurudu kuruyasıca kalkıp iki üç kapı dolansın” dediği aklına gelir. Ve ilahiye devam eder.

Otuz günün arası ya

Söylemenin sırası ya

Ölü yudum veresiye

Olur mu Ya Resulallah

Kurban olam pırasaya

Gelir mi Ya Resulallah

İlk akşamdan kabak devşir

Ancak yarına yetişir

Kurban olam Fatma teyze

Bayram günü kabak pişir

 Medet Ya Resulallah

Hoca yeni köyde “kabağı yiyen kızın koynunda yatar.” Deyimini duymuş bekler kız verirler diye ama vermezler hoca bir sonraki sene yeni köye yakın bir köyde göreve başlar. Halk hocaya” senin sesin geçen sene yeni köye gelen hocanın senine benzemekte sen o olmayasın” derler. Hoca şaşırır bir şey diyemez. Halk” kabaktan başka bir şey yemezmiş” dediklerinde İmam “yok yok kabak peygamberler evliyalar enbiyalar yemeği” der. O gece her şeyini toplayıp kimseye görünmeden kaçar gider. Ondan sonra hocayı gören olmamıştır. Yeni köyün bu camisi hoca ile ünlenip birçok ziyaretçi ağırlamıştır.

Dörtyol’un sanayi yönünden gelişmesi dedenize olan kıyısının bir kısmında tüp dolum tesislerinin bulunması ve BOTAŞ doğalgaz boru hattının kontrol tesisini bulundurması sayesinde sağlanmaktadır. Ayrıca Adıyaman bölgesinden TPAO,  Diyarbakır TPAO VE Perenco ürettiği ham petrolün Batman Pirinçlik Sarıl pompalama istasyonları vasıtası ile Dörtyol terminallerine getirilir. Buradan da deniz tankerleri ile ülkemizdeki rafinelerimize taşınır.

Erzin İlçesinde bulunan sıcak su kaplıcaları Ülkenin her yerinde ziyaretçi kabul ederek, devre mülk imkânı sağlayarak insanların sıcak ve şifa kaynağı olarak kullanılan doğal kaynağın insanların hizmetine sunulmuştur. Sıcak suyun insanları gevşetme ve rahatlama sunmaktadır. Çevresindeki insanlar kadar uzaktan hatta yurtdışından da misafirlerde ağırlamaktadır.

Hatay’ın bu kadar güzelliklerinin çerisinde birbirinden harika olan yemekleri de gelen ziyaretçilerinin bir daha gelmesi için ağızlarında mükemmel bir tat bırakmaktadır. Değişik lezzetlerin bir arada bulunduğu Hatay mutfağı gelip bu şehirde medeniyet kurmuş tüm krallıklardan kalma lezzetleri günümüze kadar taşımaktadır. Peynirleri ayrı bir tat, Tatlıları ayrı bir tat bırakmakta insanın damaklarında künefesi, orug, yeşil nohut, etli ekmek, acılı ekmek, soğuk olarak yenen katılı çorba vs.

En çok tanınan yemeği etli ekmek tatlısı ise künefedir. Her şeyi ile ayrı bir özen isteyen ve özen gösterildiğinde harika bir tadın ortaya çıkması sonucu oluşan künefe, Hatay’da erkekler tarafından yapılır. Başka şehirlerde de Hatay künefesi olarak yapılsa da hiç biri Hatay2da yapılanın yerini tutmamaktadır. Künefenin Kadayıfı özel ayrı yapılır peyniri özel sünen bir yapıya sahip olsada asla kaşar peyniri değildir. Tüpte yapılan bu tatlı biraz meşakkatlidir. Ama tüpte iki tarafında pişirildikten sonra şerbetle buluştuğundaki, künefenin şerbetle yaptığı dans izlemeye değerdir.

 Her şeyiyle zengin bir kültüre sahip olan Hatay gezilecek iller arasında listenin en başına yazılmalıdır. Gezerken doyamayacak ve aklınızda tutmak için eski hatıralardan vazgeçmeyi göze alabilirsiniz. Hatay sizi beklemekte tüm güzelliğiyle siz de hemen Hatay’ı bekletmeden geliniz.

"HATAY GEZİ REHBERİ" Hakkındaki Yorumlar (0)

A
B
F
G
H
İ
K
M
S
T
U
A
B
Ç
D
E
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
Ü
V
Z